yazar: sami tufenkci

h.z. mevlana’yı hiç ziyaret ettiniz mi acaba?
bu şehirde yaşarken acaba hayatımızdan birkaç saatimizi ayırıp o yüce dergahı ziyaret edebildik mi ya da ne sıklıkla ziyaret ettik? yıllardır milyonlarca turistin geldiği o “aşk mekanını” bizler hayatımız boyunca kaç kez ziyaret ettik?
gitmeliyiz o “aşk eri ” mevlana’mıza…
gül bahçesi olan o dergahın kapısından girerken dünyamızı arkada bırakmalı, bambaşka bir dünyaya adım atmanın bilincinde olup girmeliyiz o dergaha. hatta bedenimizi de kirlerden arındırmak için abdest almalıyız. bedenimizi arındırdığımız gibi gönlümüzü arındırıp aşka yer açmalıyız adeta..
ve aşk ile gitmeliyiz h.z. mevlana’nın huzuruna…
ve girince o kapıdan içeri dervişlerin arasından sıyrılıp bir anda kendimizi h.z pir’in huzurunda bulmalıyız.artık cezbenin merkezimdesiniz.h.z. mevlana’nın sandukasının hemen arkasında ayağa kalkmış gibi duran babasının sandukasını görürsünüz. belki de hiç görmediğiniz ya da hiç dikkatinizi çekmemiştir bu güne kadar…
“ben allah’ın kulu, h.z. muhammed(s.a.v.)’in kölesiyim” diyen h.z. mevlana’nın çocukluğu gelir aklınıza; bir gün damdan atlayan çocukların “oyunumuza sen de katıl” çağrısına “damdan dama köpekler de atlar, beceriyorsanız gelinde göklere ağalım” diyen bir çocuktur. bize son derece olgun bir çocukluk geçirdiğini hatırlatır.
dua ederken o koskoca sandığınız gönlünüz, o dünyalara sığmayan deryanın yanında ufacık kalır, erir gider adeta…
ve dergahın sonunda belki bu aşk sarayının en güzel yerlerinden bir yer olan sakal-ı şerif’in yanında bulursunuz kendinizi. o gül sultan’ nın hala kokusunu hissedersiniz genzinizde. orda ki el emeği kokan; el yazması kuran-ı kerim’lerle beraber aşk ile yanarsınız…
ve bir anda medine’de hissedersiniz kendinizi. belki de bundandır konya’nın, medine’ye çok benzetilmesi. hiç nasip olmasa da medine’nin havasını solumak oradan gelenlerin o aşkı bir nebze yaşaması anlatmaktadır bizlere…
her ikisinde de o “yeşil kubbe” aşk-ı anlatır dertli, divane gönüllerimize…
bu aşk ile artık ağzımız da salavat-ı şerife’lerle dolar, rasulullah’ı düşünmeye başlarsınız. gönlünüz artık rasulullah’a olan aşkınızı anlatmaya başlar.
bütün bunarlı terennüm edince kendi kendinize inlemeye başlarsınız bir ney gibi... gönlünüzün mızrabından dökülen o dualarla, göz pınarınız da dolar taşar ve bu gözlerinizden dökülen bu aşk yıkar o susamış, çöle dönmüş yüreğinizi…
gelmiştir artık ayrılık vakti o “aşk meydanı”ndan . o temiz yüreğinizde aşk ile dolmuştur….
i̇şte gitmeliyiz o “yeşil kubbeye”, o aşkı tatmalıyız. bir fırsat bulup hayatımızdan birkaç saati ayırıp gezmeliyiz yüreğimizle. ölümü “düğün(şeb-i arus)” görenlerin dünyasını tanımalıyız.
hayatınız da sıkıldığınız da o aşk, huzur mekanına her zaman gitmek isteyeceksiniz. ve işiniz başına huzur ile, aşk ile döneceksiniz .
benim bu ilk yazımın sonuna gelirken size şu kısacık yazımda eğer bir nebze olsun o aşkı anlatabildiysem, ne mutlu. bir sonraki yazılarımız da görüşmek ümidi ile…
(yazarın tüm yazıları www.cankutsi.tr.gg adlı sitesinde bulabilirsiniz.